Değer Satışı

5 Nisan 2021

Uğraş Kaynarca

Değer Satışı, satış süreci boyunca iş ortağımıza fayda sağlamaya odaklanan satış türüdür. Satış profesyoneli, iş ortağına değer sağlamak için danışmanlık yaklaşımı benimsemeye odaklanır. Böylece satın alma  kararı, ürünün sağlayabileceği potansiyel değere göre verilir.

Değer satışı, rekabetten sıyrılarak uzun vadeli iş ortaklığı oluşturmamızı sağlar.

Değere dayalı satış yaklaşımının amacı, iş ortağımızın ihtyaçlarını belirlemek, bu ihtiyaçları ilk sıraya koymak ve satış sürecinde ihtiyaçlarına en uygun kararı vermeleri için rehberlik etmektir. Bu yaklaşım, ürün ve/veya servislerimizin iş ortağımızın zihninde sağlayacağı olumlu sonuç için beklenti yaratır.

Değer satışı, rekabetten sıyrılarak uzun vadeli iş ortaklığı oluşturmamızı sağlar.

Değere Dayalı Satış İlkeleri

1. Ön Hazırlık yapmak

Değere dayalı satışın amacı, potansiyel iş ortağımızın ihtiyaçlarını ön planda tutarak satışı kapatmaktır. İhtiyaçlarının ne olduğunu bilmediğimizde, potansiyel iş ortağımızın ihtiyaç ve önceliklerini rasyonel olarak belirleyemeyiz. Bir satış görüşmesine başlamadan önce, iş ortağımızı anlamak için ön hazırlık yapmak çok önemlidir.

Yeni iş ortağımızı araştırırken, şirketini, şirketin sektörel hedeflerini, iş yaptığı coğrafi bölge ve bu bölgenin dinamiklerini, rakiplerini, rekabetin getirdiği sorunları anlamak, ürün ve/veya servisimizle bu rekabetten sıyrılmalarını sağlayacak avantajları konumlandırmak ana çerçeveyi oluşturmalıdır.

İş ortağımızın hedefleri, bağlantıları, sektör içindeki konumu, değişimleri etkileyen bir lider mi, fikir sorulan bir etkileyici mi yoksa ikna olduğunda iyi bir uygulayıcı olduğu konuları ile ilgili veriler iyi bilinmelidir.  

2. Satış konuşması için zaman tanımak

Araştırma aşamasında onların bakış açıları hakkında çok şey öğrenmiş olsak da, hiçbir şey doğrudan potansiyel iş ortağımızdan duymak kadar değerli olmayacaktır.

Katılımcıların daha sakin hissetmesi için birkaç gündem cümlesi yararlı olacaktır. Ardından canlı ve iddialı açılış cümlesi ile mevcut durumlarını ve olası ihtiyaçlarını açıklamaları için onlara alan vermek gereklidir. İş ortağımıza güven oluşturmanıza yardımcı olmanın yanı sıra, satış cümlesine hemen girmemek, onlara sağlayabileceğimiz değerler konusunda bize daha fazla fikir verebilir.Bu yaklaşım, ürün ve/veya servislerimizi onaylarına ve değerlendirmelerine sunmak için daha iyi konumlandırmamıza yardımcı olacaktır.

3. Ürünümüzün iş ortağımıza nasıl değer sağladığını anlatmak.

İş ortağımızın çözmeye çalıştığı bir sorunu ya da yerine getirmesi gereken bir ihtiyacı olmasaydı, muhtemelen görüşmeyi dahi kabul etmezdi. Ürün ve/veya sevişlerimizin iş ortağımızın sorunlarına nasıl çözüm olabileceğini anlamasına yardımcı olmak için, ürün ve/veya servislerimizin onun işine nasıl değer katacağını anlamalı ve açıkça ifade edebilmeliyiz.

Ürün ve/veya servislerimiz, kolay anlaşılır olmalı, iş ortağımızın o anki gündemi ve mevcut ya da olası ihtiyaçları ile de uyumlu olmalıdır.

Bilgiyi ve yenilikleri aktarma yaklaşımı sayesinde başvurulacak kaynak kişi oluruz.

4. Satış yerine bilgiye odaklanmak.

İş ortaklarımıza değer sağlamanın en etkili yollarından biri, ilgilendikleri bir konuda bilgi sağlamak olmaktır. Bilgiyi, yenilikleri aktarma yaklaşımı sayesinde güven oluşturmaya yardımcı olacak bilgi için başvurulacak kaynak kişi oluruz. Güven sağlandıktan sonra ve iş ortağımız satın almaya hazır olduğunda, değer teklifimiz çok daha ilgi çekici olacaktır. Alıcı için herhangi bir değer kanıtı olmadan satışı zorlamak yerine, zaten değeri sunmuş oluruz.

Örneğin, iletişime geçerek şu anda en büyük üç problemi öğrenebilir ya da hangi parametreler değişirse mevcut işlerine değer katabileceğimizi keşfetmiş oluruz. Ardından, mevcut iş akışlarında değişmesini istedikleri parametreleri ve sorunları, bilgi aktarıcı ve ilgi çekici bir şekilde çözmek için alabilecekleri olası çözümler üzerinde onlara rehberlik edebiliriz.

Satın alma kararında bir danışman olarak hareket etmek, iş ortağımızın rekabetçi konumunu güçlendirecektir.

5. İş ortağımıza satın alma süreci boyunca rehberlik etmek.

Değer odaklı bir yaklaşım benimsediğimizde, bir satış profesyoneli olarak rolümüz, iş ortağımızın en bilinçli satın alma kararını vermesine yardımcı olan bir danışman, gerçek bir iş ortağı olarak hareket etmektir. İş ortağımıza ne yapması gerektiğini söyleme cazibesinden kaçınarak, iş ortağımızın kendi rekabetçi konumunu geliştirmesine katkıda bulunacak, kendi rekabetçi ortamlarında fark yaratacak yeni fikirleri ve stratejileri paylaşmalıyız.

Örneğin, iş ortağımız önermeyeceğimiz bir eylemde bulunmaları gerekip gerekmediğini sorduğunda, bu konuda açık ve şeffaf olmalı, yaşanabilecek risklerle ilgili açıkça bilgilendirme yapmalıyız. Bu iletişim şekli, iş ortağımızın satın alma kararları için karar verici konumunu korumasına yardımcı olur. Aynı zamanda mesajımızı dürüst, yararlı bir şekilde iletmemize de olanak sağlayacaktır.

Evet ya da hayır ile cevaplanabilecek sorular, sürecin yönetimini olumsuz etkiler.

6. İçten bir yaklaşım sergilemek.

Değer odaklı satış görüşmesinde, iş ortağımızla etkileşim kurmaya mesafeli ancak samimi, canlı bir ses tonu ile başlanmalıdır. Bu, onlara gerçekten ilgi duyduğumuzu ve yalnızca satış odaklı yaklaşım içinde olmadığımızı beden dilimizle de ifade etme şansı verir. 

Değer odaklı satış sürecinde ihtiyaçları analiz etme, anlama ve etkin satış cümlesini oluşturmak için:

  • Açık uçlu sorular sorulmalı – İş ortağımıza sorduğumuz tüm sorular, onları gerçekten tanımak için olmalı ve soruların açıklama içeren  cevaplara yönlendirmesi gerekir. Evet ya da hayır ile cevaplanabilecek, görüşmeyi erkenden kapatacak ya da sürecin yönetimini kaybettirecek sorulardan kaçınılmalıdır.
  • Genel geçer konuşma sanatında ustalaşılmalı – İçeriği zengin ve güncel genel geçer konuşma, iş ortağımızla güven inşa etmek için güçlü bir araçtır. Satış sürecinde konuşma tıkandığında ya da süreci yürüten ihtiyaçlar ve sorunlar karşısında şüpheye düştüğümüzde, profesyonel ilgi ve sorumluluklarını veya planladıkları ya da katıldıkları yaklaşan etkinlikler hakkında soru sormak, etkili bir temel konu olabilmektedir.
  • Dostça iletişim kurulmalı, arkadaşça konuşmalı – Sonuçta, iş ortağımzın  güvenilir bir danışmandan tavsiye alıyormuş gibi hissetmesini isteriz. Satış srecindeki bilgi ve materyalleri bir arkadaşımıza sunacak gibi sunarak hoş ve içten bir diyalog sağlanmalıdır.

7. Değer tüm görüşmenin ana unsuru olmalıdır.

Güven ilişkisi oluşturmaya ve uzun vadeli olumlu bir deneyim yaratabilmek için iş ortağımızla her etkileşim kurduğumuzda değer kattığımızdan emin olmak önemlidir. Bizimle her etkileşimde bulunduklarında, söylediklerinin can kulağıyla dinlendiğini ve desteklendiklerini bilmek iş ilişkimizi de pekiştirecektir.

Her görüşmede sorularını içtenlikle yanıtlamak için yeterince zaman ayırdığımızdan emin olmak, kendilerini sözle olarak ifade ederken onları aktif olarak dinlemek, onların işleriyle ilgili yararlı makaleler veya içerikler paylaşmak önemlidir. İş ortağımızın işlerini ve iş akışlarını kolaylaştırmak için atacağımız küçük adımlar, uzun vadede önemli mesafeler almamızı sağlayacaktır.

Keyifli okumalar dilerim.

Değer Satışı ile ilgili yazıları incelemek isterseniz,

Etkin soru sorma ile ilgili yazıları incelemek isterseniz,

Planlama Süreçleri ile ilgili yazıları incelemek isterseniz,

Satış Süreci için en önemli faktör olan Motivasyon ile ilgili yazıları incelemek isterseniz,

Yanlış Sorular Soruyor Olabilir misiniz?

“En ciddi hatalar yanlış cevaplardan doğmaz. Gerçekten tehlikeli olan şey yanlış soruların sorulmasıdır.”

Peter Drucker

Etkin soru sorma diğer insanlardan net ricalarda bulunabilmek için temel bir beceridir.

Hayatımızda bir problem ile karşılaştığımızda, yaşadığımız sıkıntılı durumlarda veya bir karar vermek durumunda kaldığımızda, aklımıza gelen ilk çözüm en doğru çözüm olmayabilir. Böyle durumlarda bakış açımızı değiştirmenin yolu da kendimize doğru soruları sorabilmektir.

Eşim ve oğlum arasında olan doğal ve ufak tartışmalar bazen beni çok öfkelendiriyordu. O ana kadar sorduğum sorular hep bu tartışmanın nedenleri ile ilgili idi. Soruyu şu şekilde değiştirmem kendim ve çocukluğum ile ilgili bir çok şeyi keşfetmeme ve daha sakin kalabilmeme (yine de her durumda değil) fırsat verdi.

“Bu olaydan ben niçin bu kadar etkileniyorum?”

Aslında olgular değişmediği halde soruyu değiştirmek aynı olgulara farklı bir bakış açısı ile bakmamı sağlamıştı.

Bir problemem ile karşılaştığımızda çözümü hep kendi dışımızdaki faktörlerde aramaya eğilimli oluyoruz. Okuduğum bir bilimsel araştırma aslında bunun insanın doğasından kaynakladığını gösteriyor. İnsanlar başlarına gelen iyi şeyleri kendi üzerlerine almaya, kötü şeyleri ise şansa bağlamaya daha fazla eğilim gösteriyorlar. Bu inanış bazen gerçeklerden kaçmak için kullandığımız bir uyuşturucuya dönüşür: Yadsıma Mekanizması.

Burada söylemek istediğim şey kendimizi suçlamak ve yargılamak asla değil. Tam tersine en önemli ihtiyaçlarımızdan birisinin kendimize şefkat göstermek olduğunu düşünüyorum. Ancak bu bizim sorumluluktan kaçmamızı ve gerçekleri göz ardı etmemizi gerektirmiyor. Eğer sorduğumuz soruları değiştirebilirsek kendi etki alanımızda olan gerçek problemlere daha fazla odaklanabiliriz.

Bunu yapmadığımız zaman ne oluyor biliyor musunuz? Sürekli birilerinden, bir şeylerden şikayet eden ancak bütün bunları düzeltebilmek için en ufak bir adım atmayan insanlar haline dönüşebiliyoruz. Çünkü sürekli şikayet etmek insanın harekete geçme enerjisini alıp bitiren bir şeydir. Üstelik sadece kendi enerjisini değil çevrenin enerjisini de tüketir.

Peter Drucker, “İletişimdeki en önemli şey, söylenmeyenleri duymaktır.”

ALGI VE SORU SORU SORMANIN İLİŞKİSİ

Peter Drucker’ın “Adventures of a Bystander” isimli kitabında anlattığı gerçek bir hikaye vardır. General Motor’un 1920-50 yıllarında tepe yöneticiliğini yapmış olan Alfred D. Sloan, şirket içerisinde herkesten farklı düşünüp, doğru soruları sorması ve diğer yöneticilerin algısını değiştirebilmesi ile bilinirdi.

İnsanların pozisyonları ile ilgili verilen kararlar genelde GM yönetim kurulu toplantısında ateşli tartışmalara neden olurdu. Kurul şirketin operasyon bölümünün başkanlığına getirilmesi düşünülen bir adayı tartışıyordu. Bay Smith’in bu göreve getirilmesi konusunda herkes hemfikir idi. Bu adayın geçmiş krizleri ne kadar başarılı yönettiği, problemleri ne kadar etkin çözebildiği konuşuldu. Sloan konuşulanları sessizce dinledikten sonra “Bay Smith’in yaptıkları çok etkileyici ancak bana ustalıkla aşmayı başardığı bütün bu krizleri nasıl yarattığını da anlatabilir misiniz?” dedi. Bu sorudan sonra Smith ile ilgili algı tamamıyla değişmişti.

Yönetim kurulu Bay Smith’in ardı ardına yaşanan problemleri başarılı bir şekilde çözmesi nedeni ile onun problem çözme becerisi üzerine odaklanmıştı. Ancak Sloan asıl olanın problemleri çözmekten çok, oluşmadan engellenmesi gerektiği gerçeğinden yola çıkarak bir soru sormuş, yönetim kurulu üyelerinin bakış açısını değiştirmişti.

“Algı değiştiğinde gerçekler değişmez sadece o gerçeklerin anlamı değişir.”

Drucker

Algılar tecrübe, eğitim ve bilgi ile oluşur. Sloan diğerleri ile aynı gerçekleri gördüğü halde sorduğu farklı bir soru, o gerçekliğe farklı bir anlam yüklemiştir.

Peki Drucker neden en tehlikeli olanın yanlış cevaplar değil yanlış sorular olduğunu söylüyor. Çünkü doğru bir soruya yanlış cevap vermişseniz aldığınız sonuçları değerlendirerek yanlıştan dönme şansınız vardır. Tabi ki bu da ancak yanlışlarınızdan ders alabilen bir insansanız geçerlidir. Ancak yanlış soruya doğru cevaplar verdiğinizde bunu anlamak diğerine göre çok daha zor ve maliyetlidir. Katlandığımız maliyet sadece finansal değil ilişkilerimizin de bozulması olabilir.

İşte bütün bu nedenler ile biz gerçek problemler ile değil o problemlerin semptomları ile uğraşıp dururuz. Bu aynen ateşimizin yükselmesine benzer. Ateş düşürücü problemi çözmediği gibi gerçek problemi görmemize de engel olur. Üstelik bir süre sonra da bağımlılık haline gelir ve başka problemler yaratmaya başlar.

Kaynak: Kişisel Verimlilik

Elon Musk’dan Kişisel Verimlilik ve Etkin Düşünme Adına Neler Öğrenebiliriz ?

Hakan Gökbayrak

Elon Musk, Paypal isimli ödeme şirketini sattıktan sonra eline geçen 200 milyon $ civarındaki nakit para ile hayatının sonuna kadar rahat bir şekilde yaşayabilecekken Space X isimli bir uzay araştırmaları şirketi kurdu. Bu şirketin temel hedefi Mars gezegeninde bir koloni kurmak ve gezegenler arası seyahati gerçekleştirmekti. Akıllı bir insanın yapacağı bir iş gibi gözükmüyor değil mi ? Buna tekrar değineceğim. İlk hedefi ise uzaya tekrar kullanılabilir roketler göndererek onları yörüngesine oturtmaktı. Çünkü uzaya gönderilen roketlerin tekrar kullanılamaması her seferinde ciddi bir para bir kaybına neden oluyordu. Musk bunu her tekne yolculuğundan sonra tekneyi hurdaya çıkarmaya benzetiyordu. 

İlk deneme 2006 yılında yapıldı, başarısız oldu ve şunu söyledi:

Şirketlerin de insanlar gibi iyi ve kötü günleri vardır. Biz kötü bir gün yaşıyoruz. Ancak en kısa zamanda tekrar deneyeceğiz. 

Elon Musk

Bundan bir yıl sonra, 2007 yılında ikinci roket kazası yaşandı ve şunları söyledi:

Roket işi kesinlikle stresi düşük bir iş alanı değil fakat ben kesinlikle bir hayal kırıklığı içerisinde değilim. Aslında çok mutluyum. 

Elon Musk

2008 yılındaki üçüncü denemede Falcon-1 isimli uzay roketi yine yere çakıldı. Ekibine gönderdiği mesajda şunları söylüyordu: “Bu denemede yörüngeye ulaşamamak büyük bir hayal kırıklığı idi. İşin olumlu tarafı ise Falcon 9’da kullanacağımız yeni Merlin 1C motoru mükemmel çalıştı. Ne yazık ki ayrılma aşamasında bir problem yaşandı. Bunu araştırıyoruz, ne olduğunu tam olarak anladığımızda size yazacağım. Size şu anda vermek istediğim en önemli mesaj Space X ileriye doğru ilerleyişini devam ettirecektir”. İleriye yönelik olarak birçok teknik bilgiler verdikten sonra şunları söylüyor:

Hiçbir zaman vazgeçmeyeceğim, gerçekten hiçbir zaman. Hepinize emeklerinizden dolayı çok teşekkür ederim. Şimdi sıra dördüncü denemede…

Elon Musk

Bundan 2 ay sonra Falcon 1 başarılı bir şekilde uzaya gönderildi ve yörüngeye oturdu. 

Bir an düşünün. Paranız kalmamış ve iflasın eşiğine gelmişsiniz, üç denemeniz başarısız olmuş ve asla vazgeçmeyeceğim diyorsunuz. 

Elon Musk’ın düşünme şekline ve davranış kalıplarına biraz daha yakından bakalım:

  • Pes etmeyen bir zihin: Eğer başarısız olmaktan, diğer insanlara kötü gözükmekten korkarsanız denemeyi bırakırsınız. Musk, yaşadığı her probleme, bir başarısızlık olarak değil, bir deneyim olarak bakıyor. “Ben bu deneyimden ne öğrendim” diye soruyor. Eğer hayatımızda yolunda gitmeyen şeylere bu bakış açısı ile bakarsak hiçbir zaman kendimizi başarısız hissetmeyiz. O zaman zorluklar karşısında pes etmeyen bir zihnimiz olur. Elon Musk Türkiye’ye geldiğinde Twitter’da Anıtkabir’de çektirdiği fotoğrafın altında şöyle bir paylaşımda bulundu. 

Elon Musk kendisi gibi pes etmeyen bir zihne sahip olan Mustafa Kemal Atatürk’ün hayranıdır. 

Üç kırık kaburga

Delinmiş bir akciğer

Ve yine de savaştı

Yurtta sulh

Dünyada sulh için

  • Birincil İlkeler (First Principles): İlk defa Aristo tarafından ortaya atılan bu kavram herhangi bir şeyin altındaki en temel gerçeklik olarak tanımlanabilir. 

“Bilgiyi anlamsal bir ağaç olarak görmek önemlidir. Yapraklara/ayrıntılara girmeden önce temel ilkeleri, yani gövde ve büyük dalları anladığınızdan emin olun. Aksi taktirde yaprakların/ayrıntıların dayanabilecekleri hiçbir şey yoktur.”

Elon Musk

Şimdi bu zihinsel düşünme modelini Elon Musk’ın verdiği bir örnekle daha iyi anlayalım:

Birileri “Piller gerçekten pahalı ve her zamanki böyle olacak” diyebilir. Tarihsel olarak kilovat saati 600 $ ‘a mal oluyor. Gelecekte de bundan daha iyi olmayacak. İlke olarak pillerin malzeme bileşenleri nelerdir? Malzeme bileşenlerinin borsa değeri nedir? ”Kobalt, nikel, alüminyum, karbon, ayırma için bazı polimerler ve bir akü contası var. Maddi olarak ayırın ve bunları Londra Metal Borsası’ndan aldıysak, bunların her birinin maliyeti ne olur? Kilovat saatti 80 dolar gibi. Bu nedenle, eğer malzemeleri alır ve bunları bir pil şeklinde birleştirmek için zekice yollar düşünürseniz, herkesin fark ettiğinden çok daha ucuza pillere sahip olabilirsiniz.

Elon Musk

Aynı düşünme sistematiği roket yapımı için de geçerlidir. Roket yapımı ancak zengin ülkelerin yapabileceği pahalı bir iş olarak bilinir. Elon Musk’a kadar öyleydi de. Uzay şirketi kurmaya karar verdikten sonra bir roket satın almanın maliyetlerini araştırmaya başladı. 65 milyon dolar gibi astronomik ücretler, onu yine Birincil İlkeler prensibini kullanmaya yöneltti. 

Musk bir röportajda “Fizik bilimi çerçevesinden olaylara yaklaşma eğilimindeyim” diyor.

Fizik size analojiden ziyade birincil prensiplerden kaynaklanan sebepleri öğretiyor. Birincil prensiplere bakalım. Bir roket nasıl yapılır? Havacılıkta kullanılan alüminyum alaşımları, artı bir miktar titanyum, bakır ve karbon lifi. Bu malzemelerin emtia piyasasındaki değeri nedir? Bir roketin malzeme maliyetinin roket fiyatının yüzde ikisi civarında olduğu ortaya çıktı.

Elon Musk

Onlarca bitmiş roket almak yerine, Musk kendi şirketini kurmaya, hammaddeleri ucuza satın almaya ve roketleri kendisi yapmaya karar verdi. SpaceX doğdu.

Birkaç yıl içinde, SpaceX bir roket fırlatma fiyatını yaklaşık 10 kat düşürdü. Musk, durumu temel prensiplere indirgemek, uzay endüstrisinin yüksek fiyatlarını aşmak ve daha etkili bir çözüm oluşturmak için birincil prensipleri kullandı.

Türkiye’den ülkesine döndükten sonra Instagram hesabından Atatürk’e atfen şu sözü paylaştı: 

Eğer bir gün benim sözlerim bilimle ters düşerse, bilimi seçin.

Mustafa Kemal Atatürk
  • Merak Duygusu: Elon Musk 10 yaşından itibaren günde 10 saat kitap okuyor, ergenlik yıllarında hafta sonu iki kitap bitiyordu. Dünyaya geldiği Güney Afrika Cumhuriyeti’nin yaşadığı şehrindeki iki kütüphanedeki bütün kitapları bitirdikten sonra kütüphane müdürlerini okumadığı kitapları almaya ikna etmeye çalışmış. Bu sırada eline geçen Ana Britannica ansiklopedisinin tamamını okumuş. Ergenlik yıllarında bilim kurgu, felsefe, din, programlama kitaplarına ilgi duyarken sonradan bilim insanlarının, mühendislerin ve girişimcilerin biyografilerini de okumaya başlamış. Atatürk de hayatı boyunca 3997 tane kitap okumuş, beş günde bir kitap bitiyormuş. Dünyaya şekil vermiş insanların ortak özelliğidir bu: Bitip tükenmek bilmeyen bir öğrenme merakı. En zor şartlarda dahi öğrenmeye zaman ayırırlar.

Özel bir yeteneğim yok fakat tutku derecesinde meraklıyım.

Albert Einstein
  • Vizyon: Elon Musk bazı dönemlerde finansal olarak zor duruma düşse de, şu anda 14 milyar doların üzerinde servetiyle dünyanın en zengin insanlarından birisidir. Dört ana alanda faaliyet gösteriyor. Uzay, enerji, yapay zeka ve programlama ve ulaşım. Bunların hiçbirinde ana motivasyon kaynağı para kazanmak değil. Ne Tesla’da ne de roket üretiminde hiçbir buluşun patentini almadı. Bu konuda şunu söylüyor:

Deliklerle dolu bir gemideyiz ve bu gemi su alıyor. Biz Tesla ile bu suyu boşaltan bir kova yaptık. Siz olsanız kovanın tasarımını paylaşmaz mısınız?

Elon Musk

Ergenlik çağından itibaren kendine hep sorduğu bir soru var: “İnsanlığa nasıl katkı sağlayabilirim?” Örneğin bir çok bilim adımının dile getirdiği gibi “insan ırkının kendi kendini yok etmesi” ihtimali var.  İşte bu ihtimalin gerçekleşmesi durumunda yaşanabilecek alternatif bir yer yaratmak için Mars gezegeninde bir koloni kurmak istiyor. Ofisine astığı iki resim var. Birisinde Mars’ın şu anki hali diğerinde ise 100 yıl sonraki hali. 

Bir mülakatında elektrikli enerjisi ile çalışan Tesla’yı niçin yaptığını anlatıyor.

Dünyayı kirleten fosil yakıtların kullanımını azaltıp temiz enerji kullanımını hızlandıracak bir şey yapmamız gerekiyordu. Eğer insanlara klasik bir arabanın yaptığı her şeyi bir elektrikli arabanın da (hatta daha da fazlasını) yaptığını gösterebilirsek o zaman diğer alanlarda da temiz enerji kullanımını hızlandırabiliriz.

Elon Musk

Yirmi yıl kadar önce daha elektrikli arabanın esamesi bile okunmazken, Elon Musk kız arkadaşına “elektrikli arabalar ile ilgili ne düşünüyorsun” diye soruyor. Bütün yaptığı şeylerin bir vizyonun parçası olduğuna dair başka bir örnek ise kurduğu yapay zeka şirketidir. Elon Musk’ın bir endişesi var: “Yapay zeka bu şekilde ilerlemeye devam ederse insanlığa zarar verebilir” diyor. Bu zararı ortadan kaldırabilmek için bir araştırma şirketi kurmuş. Her şey bir yap-bozun parçaları gibi…Büyük resimde ise insan medeniyetine katkı sağlamak var. 

  • Negatif Geri Bildirim: Şubat 2013’de yaptığı TED konuşmasında şunu söylüyor:

Negatif geri bildirimlere gerçekten önem vermeliyiz, arkadaşlarımızdan özellikle bunu istemeliyiz. Bu basit bir tavsiye gibi gelebilir, ama inanılmaz faydasını göreceksiniz. 

Elon Musk

Eğer size negatif geri bildirim verebilecek birileri varsa bunu bir hediye olarak görmenizi öneririm. Savunmaya geçmeden dikkatlice dinleyin, gerekirse düşünmek için zaman isteyip tekrar konuşabilirsiniz. Bu geri bildirim ile ne yapacağınız sizin kararınızdır ancak bazı geri bildirimler bizim kendi başımıza göremediğimiz kör noktaları görmemize yardımcı olur. Eğitimde tanıştığım bir bankanın bölge müdürünün şöyle bir alışkanlığı var: Yaptığı her performans görüşmesinden sonra kendisi ile ilgili negatif geri bildirim istiyor ve karşısındaki kişiyi bunun için teşvik ediyor. Bana “bu görüşmelerde kendisi ile ilgili çok şey öğrendiğini” söylemişti. 

Kaynak: Hakan Gökbayrak